Bu Koy Bizim | Datça’nın Gizli Cennetleri

Yoldaki Dansçı 5 Eylül 2018

Herkese iyi bayramlar!

Biz de pek çok kişi gibi uzun bayram tatilini fırsat bilip attık kendimizi yollara. Çok güzel bir hafta geçirdik ve müthiş keşiflerle döndük.

Datça sen nasıl bir cennetmişsin?

Marmaris’e vardıktan sonra Datça’nın meşhur virajlı yolundan bir buçuk saat kadar ilerleyip kendini bu yarımadanın güzelliklerine bırakabilirsiniz. Biz daha önce günü birlik gelip çok keyfini çıkaramamıştık. Burası kesinlikle yavaş yavaş gezilmesi gereken bir yer. Hem aceleniz varsa ne işiniz var Datça’da değil mi 🙂

O zaman buyurun Datça’nın gizli cennetleri🤗

Hangisi daha güzel karar veremediğimiz için listemizi bizim gezdiğimiz sıraya göre yaptık, denenmiş, keyif garantili liste yani kısacası 🙂

1- Akçabük Kamping

Akçabük Kamping

İşte bayram kalabalığında bile kendimize ait koyumuzun olduğu yer burası. Kesinlikle şu ana kadar gittiğimiz en güzel koylardan biriydi! Sanırım böyle güzellikleri paylaşmayı çok sevmiyoruz 🙈 Bir başımıza olunca daha bir büyülü hissettiriyor sanırım o yüzden. Yoksa koylar hepimizin, ama sırayla girelim 😛

Akçabük Kamping

Kalabalığın önüne geçmek için bayram döneminde alanı yüz çadırla sınırlandırıp çok mantıklı bir iş yapmışlar. Erken giderseniz deniz manzaralı en güzel yere kurulabilirsiniz. Kamp alanında elektrik ve su mevcut. Buzdolabı da var ama o kadar kişi için pek yeterli değil. Ateş yakamıyorsunuz ama yemeğinizi ortak mangalda ya da kamp tüpünüzde pişirebilirsiniz.

Daha çok yeni olduğu için özellikle mutfak ve su konusunda biraz sıkıntılar vardı ama gül ve diken meselesi bu. Böylesine huzurlu ve ekonomik bir tatil için bizce katlanılabilir minik çilelerdi 🙂

Fiyatına gelince, çadır başına gecelik 50 TL ödedik, tek kişi iseniz 40 TL.

 

2- Liman Restoran

Palamutbükü’nün en ucundaki Liman Restoran misafirperverliği ve kalitesi ile diğerlerinden kesinlikle ayrılıyor. Datça’lı tatlı bir aile işletiyor burayı. Biz deniz ürünlerini çok severiz o nedenle öyle sosla falan çok tadını değiştirmeyiz dediler. Denizde neyse burada o.

Bademli levrek, kalamar ızgara ve ahtapot yedik. Bir de meze tabağı tabi. Mezeleri kendi bahçelerinden topladıkları otlarla yapıyorlar, seri üretim olmadığı o kadar belli ki. Bizim gibi oburlara meze porsiyonları biraz az geldi o nedenle 🙂

Özellikle kabak çiçeği dolmasına ve levreğe bayıldık!

Bir de Mehtap Restoran’dan takviye gelen, son kalan bir porsiyon damat tatlısı vardı ki tadı damağımızda kaldı.

Tüm bu ziyafet için kişi başı 170 TL ödedik.

3-Mehtap’ın Ev Yemekleri

Liman Restoran’ın hemen yanındaki bu yerin sahipleri de aynı aile. 3 kız kardeş ve çocukları bu iki dükkanı çekip çeviriyor. Bir önceki günkü akşam sefasından sonra kamptaki kahvaltı malzemelerimiz tükenince şöyle güzel bir ege kahvaltısı yapalım deyip burayı tercih ettik.

Hep deriz kahvaltıda çeşit değil lezzet önemli diye, burası bizden tam puan aldı. Pişi, ev yapımı reçeller, dalından roka, mis gibi zeytin… Daha ne olsun 🙂

Hesap geldi, kişi başı 38 TL.

4-Knidia Eco Farm

Bir şey kesin, artık her sene bir kez buradayız 🙂 Sahipleri Ali, Aynur ve minik kızları Ada bizi çok güzel ağırladı. Datça’da bir vadi arasına emek emek bu çiftliği kurmuşlar resmen, takdir etmemek ve bir o kadar da özenmemek elde değil. Ali abi burayı hak eden gelsin o yüzden çok reklamını yapmıyorum, isteyen bizi bir şekilde buluyor diyor, çok haklı. Ah böcek diyecek, internet soracak, çayını kendi koymayacak insan gelmesin zaten. Bizim gibilere kalsın buralar 🙂

Taş değirmenlerde, çardakta ya da çadırınızda kalabilirsiniz. Kahvaltı ve akşam yemeği dahil çadır 200, çardak 250, taş ev ise 350 TL. Biz çardakta kaldık, hayvan sesleri ile uyuduk püfür püfür. Ama başka bir zaman taş evde de mutlaka kalmak istiyoruz, çok keyifli gözüküyordu.

Biraz da yemekleri övelim 🙂

Hayatımda yedeğimiz en güzel zeytini burada yedik, her sabah otuz tane, Canan Hoca’ya selamlar 🙂 Nuran Abla’nın elinden lor peyniri, kayısı reçeli, köy ekmeği…

Akşam yemeklerini de Ali Abi pişiriyor. Bir gün balık bir gün de oğlak güveç vardı. Yanında da kendi yapımları şaraplarından ikram etti bize. Sonrasında ateş başında muhabbet hatta dans gecesi. Buradaki iki günümüze doyamadık kesinlikle!

5- Knidos

Knidos Antik Fener

Knidos’un denizi çok güzel, pırıl pırıl. Antik kent öyle bir alana kurulmuş ki kıyıları dalgalar dövse de sizin girebileceğiniz havuz gibi bir koy oluşturmuş. Bir gün plaj programınızı kesinlikle burada değerlendirebilirsiniz.

Antik kentin girişi için 10 TL ödüyorsunuz.

Zamanında Knidos şarabı Karadeniz’den Atina’ya kadar uzanmış. O nedenle gün batımı için buraya gelirken şarabınızı unutmayın, içerken eski zamanları düşünür, antik dostlarımıza selam çakarsınız.

Gün batımı için fenere doğru olan yürüyüş yolunu takip etmeniz gerek, yaklaşık yarım saatlik bir patika yol. Terlik için bir tık zor, ayakkabı ile çok rahat, uçurum değil ama koşarak da gidilmez 🙂 Biz feneri de gören güzel bir manzarada oturduk ve güneş yavaş yavaş tepelerin ardından batarken şarkılar söyledik.

6- Eski Datça

Datça’ya gelip bu sokaklarda gezmemek, Can Baba’nın evini görmeden dönmek olmaz. El yapımı ürünlerin olduğu dükkanları gezebilir, Datça Köy Ürünleri’nden balınızı alabilirsiniz. Bir de Datça Gazozu var tabi onu da biz anlatmayalım çünkü “Dadını Dadan Bilir”

Datça için bizden bu kadar…
Bu gizli cenneti çok sevdik, çok keşfettik ama bir o kadar da kaldı. Neyse bir daha gelmek için sebep olur bize.

BONUS:

Dönüşte her sene olduğu gibi yine Kaz Dağları’nadaki gizli yerimize uğradık. Biraz keşfedilmiş ve maalesef kirletilmiş olması bizi üzse de bunu büyük bayram tatiline veriyoruz.

Yolunuz düşerse mutlaka Mehmetalan Köyü’ne uğrayın, kamp alanlarına doğru ilerleyin ama girmeyin, yolun sonundaki çeşmeden aşağıya inin. İşte Afrodit’in de girdiği suyu orada bulacaksınız!

 

 

 

 

Benzer Hikayeler

Bir Yanıt Bırak