Bulutların Üzerinde 5 Gün! | Rize ve Artvin Yaylaları Anılarımız

Yoldaki Dansçı 12 Ekim 2018
Bulutların Üzerinde 5 Gün
Herkese merhaba!
Bu sonbahar uzun zamandır istediğimiz bir planı hayata geçirdik ve 5 arkadaş Karadeniz’in yolunu tuttuk. Doğasına, yemeklerine hayran kaldık diyebiliriz. Her sene yapılacaklar listesine bir yenisi daha eklendi kısacası. Buraya kadar geldiyseniz aklınızın bir köşesinde Karadeniz var demektir. Sakın ertelemeyin, asla pişman olmayacağınız yerler göreceksiniz! Hadi kemerleri bağlayın bulutların üzerine çıkıyoruz, gerçekten 🙂

Öncelikle iki kısa ama önemli maddeyle başlayalım: Nasıl gideriz, nerede kalırız?

1- Ulaşım

Yazın çoğu yere araçla giden bir ekibiz bir, Kaş’ından Datça’sına… Bu yolculukta ise uçağı tercih ettik, iyi ki de öyle yapmışız İstanbul’dan Trabzon uçağına bindikten 3 saat sonra Rize’de kahvaltı yapıyorduk. Sahil yolları gerçekten çok güzel, bir şehirden diğerine geçmek çok pratik. Bizim gibi İstanbul’dan ya da benzer uzaklıkta bir şehirden geliyorsanız Trabzon’a uçak ve araba kiralama ikilisini öneririz. Rize-Artvin Havaalanı ile ilgili çalımalar olduğunu da öğrendik, açıldığında ulaşımı çok daha kolaylaştıracaktır.

2- Konaklama

Bu konuda tek önerimiz var yayla evleri, öyle köyde kasabada kalmak yok buralara kadar gelmişken yaylalara çıkacaksınız. Ancak maalesef çok popüler olan ve internette kendini biraz duyurmayı başarmış bazı işletmeler biraz ticarileşmiş, yayla evi sıcaklığından uzaklaşmış ve pahalılaşmış. Birkaçına ilişkin deneyimlerimizi ayrıca paylaşacağız ancak özellikle ilkbahar ya da sonbahar gibi en kalabalık sezonlar dışında giderseniz çoğu yer müsait, spontane de gezebilirsiniz. Son gece bunu yaptık ve hayatımızın en güzel deneyimini yaşadık, buna daha sonra geleceğiz:)

Bu iki kısa bilgiden sonrasını bizim gezi sıramıza göre oluşturduğumuz yapılacaklar listesi şeklinde vereceğiz. Karşınızda alternatif Rize ve Artvin Yaylaları Turumuz:
  • Rize Zümrüd-ü Anka’da Kahvaltı

Başta da dediğimiz gibi uçaktan inip arabanıza atladıktan 3,5 saat sonra buradasınız. Biz de Karadeniz manzarası eşliğinde sıcacık ekmek ve güzel bir mıhlama ile gezimizin ilk kahvaltısını yapıyoruz. Muhtemelen köylere girildikçe daha yerel işletmeler bulunabilir ama yol üstü bir mola için hiç de fena değildi bizce (5 kişi için 3 serpme kahvaltı 2 kişilk mıhlama bize yetti de arttı, 120 TL hesap ödedik).

  • Gito Yaylası’nda Bulutların Üzerinde Salıncak Keyfi

İşte ilk zorlu karar : Hemşin’den mi Çamlıhemşin’den mi gitsek 🙂 Deneyimlediğimiz kadarıyla Hemşin yolu giderken Çamlıhemşin ise dönerken daha iyi. Yayla yolları mis gibi doğanın içinden geçiyor ama haliyle biraz bozuk, yüksek bir araca ihtiyacınız var. Her neyse, yaklaşık 2 saatlik tangır tungur bir yolculuğun ve off çok güzel şuraya bak,duralım, fotoğraf çekmeliyiz, gibi çeşitli plansız molaların sonunda Gito’ya varıyoruz.

Hava biraz soğuk ama yayla evinde mis gibi soba yanıyor. Bu geceyi Hozboncuk Dağ Evi‘nde 5 arkadaş, 2 Rize’li ev sahibi ve sisli buz gibi hava birlikte geçiriyoruz. Sabah hava açmış, güne bulutların üzerinde başlamak gerçekten paha biçilemez. El açması gözleme ve nefis mıhlama bu manzaraya eşlik ediyor. Sonra da tabi ki olmazsa olmaz salıncak keyfi, yapmayanı dövüyorlar ama konaklamadan binmek isterseniz 5 TL 🙂 Gito diğer yaylalara göre daha pahalıydı. Hozboncuk Dağ Evi misafirperverlik, yemeklerin lezzeti ve sabahki kahvaltısıyla bizden geçer not aldı ancak diğer işletmelere göre daha pahalı olduğunu söylemeliyiz (kişi başı kahvaltı dahil 180 TL).

  • Palovit Şelalesi’nin Soğuk Suları

Gito Yaylası’ndan sonra ilk durağımız yanına yanaştığınızda heybetiyle sizi büyüleyen, buz gibi suyuyla üşüten meşhur Palovit Şelalesi. Açıkçası biz bu gibi doğal güzelliklere biraz çaba sonrası ulaşmayı daha çok seviyoruz, Palovit güzel ama arabayı yanına çekip bakıp dönüyorsunuz. Şelaleden akan suyun yoğunluğu çok fazla olduğu için yanında oturup keyif yapmak pek kolay değil ve ulaşım kolay olduğu için çok fazla tur şirketinin geldiğini gördük. Yine de turumuza ekleyelim, görmeden gitmeyelim dedik 🙂

  • Zil Kale Manzarası

İkinci durak Game of Thrones’tan fırlamış Zil Kale. Biz de bu anı tematik bir fotoğrafla ölümsüzleştirdik, semt bizim kale kira 😛

Zil Kale

Şaka bir yana kale gerçekten büyüleyici, küçük olmasına rağmen yemyeşil doğanın içerisinde muhteşem gözüküyor. Bölgeye tam bir Orta Çağ soğukluğu hakim. Tarihi tam belli olmamakla birlikte 14.yy’dan kaldığı tahmin ediliyor.

  • Pokut Yaylası’nda Gün Batımı

Pokut Yaylasıİşte günün en güzel anı, yorulmuşuz, doğru zamanda yaylaya varmışız, güneş henüz batmamış, yanımızda iki şişe şarap hemen vakit kaybetmeden bir tepeye koşuyoruz. Tam şöyle güzel bir gün batımı keyfi yapalım derken yaylanın sinirli bir amcası gelip burada oturmanın yasak olduğunu, bizi muhtara şikayet edip gereken işlemi yaptıracağını söylüyor. Gereken işlem?! İkamet mi? 😛 Neyse tadımızı kaçırmasın diye alttan alıp keyfe devam ediyoruz.

Anladığımız kadarıyla bölge halkı turlarla yığılan insanlardan, onların çöplerinden bıkıp kendince böyle kurallar seti geliştirmiş. Sahiplenmeleri korumaya çalışmaları güzel ama doğa kendi haliyle güzel, önemli olan insanların bilinçlenmesi. Maalesef ticarileşen Rize yaylalarında yakında oturmak, fotoğraf çekmek 5 TL yazarlar bizden söylemesi. Doğa halkındır, yeter ki korumayı bilelim! Amca emin ol biz zaten oraya en ufak bir zarar veren görsek senden önce uyarırız.

Akşamında Pokut Dağ Evi‘nde kalıyoruz. Manzara 10, tavır 3… Böyle güzel bir doğanın ortasında doğal, samimi insanlar ve hoşsohbet bekliyorsunuz, para kazanma derdinde olan işletmeler değil. Bize yönelik kötü bir tavır görmesek de beklediğimiz sıcaklığı göremedik, bunun en büyük sebebinin de çok popüler bir mekan olmasıyla, gelen yoğun ziyaretçiye bağlıyoruz. Maalesef yemekler ve kahvaltı vasattı, turumuzdaki bu bölümü farklı konaklama tercihleriyle değiştireceğiz. 🙂

  • Sal Yaylası’nda Sütlaç ve Keçi Sütünden Dondurma Keyfi

İşte Rize’nin en güzel yaylası! Bunu kimseye söylemeyin, minik kalsın, aramızda 😉 Burada yapılacak üç şey var: Pilunç Çay Evi’nde nefis sütlaç tadılacak(sucuk ekmeği de çok iyi diye duyduk ama kahvaltıdan yeni kalktığımız için denemedik), Dersu bulunup sohbet edilecek ve dinozorlar hakkında bilgi alınacak, Sisi Mola’da keçiler sevilecek ve sütlerinden yapılan dondurma yenilecek.

Yaylada oturunca yanımıza gelen Dersu geleceğe olan umudumuzu artırdı, kim bu bu Dersu? 8-10 yaşlarında, Rize’li, ismini Akira Kurosava’nın Dersu Uzala adlı filminden almış, ansiklopedileri var, yalayıp yutmuş dinozorlar hakkında her şeyi biliyor. Ne olmak istiyorsun diye soruyoruz, önce manav sonra gezgin! İşte vizyon budur! Giderseniz selamımızı söyleyin 🙂

  • Kuşçu’nun Yeri’nde Rakı Sofrası

Artvin Kuşçu'nun Yeri

 

Rize’nin yaylalarından inip akşam saatlerinde Artvin’e varıyoruz. Arabamızı otele bırakıp (biz yakın olması için şehirdeki Koru Otel’de kaldık, standart ve ucuz bir şehir oteli, farklı alternatifler de tercih edilebilir) soluğu Kuşçu’nun Yeri’nde alıyoruz. Artvin insanı daha ilk bindiğimiz taksisinden itibaren gönlümüzü kazanmayı başarıyor, bu şehir bir başka güzel!

Neyse gelelim Kuşçu’nu Yeri’ne 🙂 Ya da biz susalım yemekler konuşsun 🙂

 

 

  • Dünyanın En Büyük Atatürk Heykelini Ziyaret ve Atatepe’den Şehir Manzarası

Sabah erkenden kalkıyoruz, gezimize devam etmeden önce Ata’ya saygı duruşu, İstiklal Marşı ve yola devam 🙂

Artvin Atatepe

  • Maral Şelalesi’nde Yürüyüş ve Yüzme Molası

Maçahel’de kalacağımız Tema Vakfı Konuk Evi‘ne eşyalarımızı bırakıp hemen yola çıkıyoruz. Bu arada buraya gelmeden merkezden ne alabiliyorsanız alın, zira sonrasında imkanlar oldukça kısıtlı olacak. Yolda Green Roof Otel‘de mini bir mıhlama ve yumurta molası veriyoruz. Bu nasıl bir lezzet! Mıhlama enteresan bir yiyecek gerçekten herkes farklı yapıyor, ama doğal malzemeler ve misafirperverlikle birleşince tadı bir başka güzel oluyormuş. Sonra yaklaşık 15-20 dakikada şelale yolunun başlangıcına varıyoruz. İşte aradığımız rota! 20 dk’lık keyifli bir yürüyüşün ardından şelaledeyiz. Maral şelalesi biraz zayıflamış ama o kadar zarif süzülüyor ki… Keşke hava biraz daha sıcak olsaydı da girebilseydik, bu manzarada keyif yapıp fotoğraflar çekmekle yetiniyoruz şimdilik. Dönüşte de dik yokuşu çıkınca çay evinde bir keyif çayı ve soluklanıyoruz ve dönüşe geçiyoruz.

  • Yerel Lezzet Ziyafeti ve Maçahel Köy Gezisi

Maçahel’de konaklamak için internette gözükenden daha fazla seçenek var aslında ama biz önceden planladığımız için Tema Konuk Evi’ni ayarlamıştık. Yoksa İremit Pansiyon‘un odalarında da aklımız kalmadı değil, bir dahakine artık. Tema Vakfı oldukça samimi bir işletme, lezzetli yerel yemeklerden oluşan bir akşam yemeğinin ardından Tema’nın hazırladığı Maçahel belgeselini izliyoruz. Kesinlikle tavsiye ederiz, burası çok güzel ama burada yaşamanın da inanılmaz zorlukları var, kışın geçit vermeyen Karçal Dağları bunların ilki.  Bir sonraki gün erkenden başlıyor, köyde minik bir tur, mısırlar, ahşap evler, taş değirmen…

Borçka Karagöl

 

  • Borçka Karagöl’de Sandal Turu

Sıradaki durağımız meşhur Karagöl. Artvin’de iki karagöl var biri Şavşat diğeri Borçka’da. Biz maalesef zaman kısıtından Şavşat’a gidemedik ama Borçka Karagöl’ün keyfini doyasıya çıkarttık. Tam bir dinlenme günü! Göl manzarasına karşı kitap keyfi, doğada yayla çayı molası, eğrelti otlarının arasında yürüyüş, gölde sandal keyfi…

Milli park alanında kamp yapılabiliyor ama maalesef kamp alanını otoparkların oraya taşımışlar öyle göl yanına çadır kurmak yok 🙁

 

 

  • Heba Yaylası’nda Olağanüstü Bir Konaklama, Orman Yürüyüşü ve Yaban Mersinleri

Geldik gezinin en güzel yerine! Son güne kalacak bir yer ayarlamadık ve öyle bir yerle karşılaştık ki keşke hiç bir günü ayarlamasaymışız, içimize sinen yerlerde kalsaymışız dedik. Karagöl’de tabelalarını gördüğümüz Karagöl Heba Yayla Evi‘ni arıyoruz, daha telefon konuşmasından belli muhteşem olacağı, tamam diyoruz burası! Tek kalacak kişiler yine biziz, yayla yolları biraz zorlu ama yağmur ve ardından çıkan gökkuşağı daha güzel şeylerin habercisi.

Yaklaşık 45 dk sonra yayladayız ve böyle bir manzara yok! İçimizden kalacak tek kişi biziz herhalde bir tas çorba bir de mıhlama falan yeriz diye düşünürken bir de ne görelim Saniye Abla masayı donatmış!

İzlediğimiz en güzel gün batımını görüyoruz, bu çok garip bir his uçsuz bucaksız doğanın içinde tek başınızasınız bir yandan çok küçük hissedip bir yandan bu güzelliklere şükrediyorsunuz. Kelimelerle anlatmak zor, yaşamak lazım. Sonra sanki evimizdeymişiz gibi bir gece geçiriyoruz, Burhan Abi’nin elleriyle yaptığı yaban mersini şarapları, Gürcü rakısı “Çaça”, ev baklavası, soba ve bol muhabbet.

Sabah gün erken başlıyor, bir de gün doğumunu yaşamak lazım çünkü. Ardından iki saatlik bir orman yürüyüşü, ama gerçekten tam bir orman yürüyüşü, düşe kalka dalların arasından ama güle eğlene 🙂 O gördüğümüz güzel renklerin kırmızı olanları yaban mersiniymiş, aralarda böğürtlenler de var ve böyle bir lezzet yok!

·         Dönüş

Burhan Abi ve Saniye Abla’ya sarılıp bu cennete veda ediyoruz. Tekrar görüşmek üzere!

Biz bu geziden çok keyif aldık.  Size de son birkaç tavsiye: Karadeniz’e yolunuz mutlaka düşsün. Ülkemizin her yeri gerekten bir başka güzel. Standartlardan çıkın, 5 yıldızlı otelleri unutun, doğaya karışın, yeni insanlar tanıyın, yerel yemekleri tadın, kültürlerini dinleyin. En önemlisi tüm bunlara saygılı olun ve koruyun!
Ha bizden bu kadardur 😛

 

 

 

Benzer Hikayeler

1 yorum

Turuncunun Elli Tonu | Fotoğraf Tutkunları İçin 10 Sonbahar Rotası | Yoldaki Dansçı 16 Kasım 2019 - 21:16

[…] Karadeniz rotamız hakkında daha detaylı bilgi isteyenleri ise şu yazımıza alabiliriz -> Bulutların Üzerinde 5 Gün […]

Yanıtla

Bir Yanıt Bırak