Dünyanın En Romantik Yolu | 7 günde bisikletle 400 km

Yoldaki Dansçı 20 Kasım 2017
Herkese merhaba,
Blogumuzun açılışını bizim için çok özel bir gezi ile yapıyoruz 🤗
Hem ilk yazımız hem de bizim için çok özel bir gezi oluşu sebebiyle kısaltmaya kıyamadık ve size yaşadıklarımızı bir hikaye gibi sunmaya karar verdik.
En kısa zamanda kısa kısa notlar şeklinde de işinize yarayabileceğini düşündüğümüz içerikler de hazırlayacağız.
Haydi başlayalım, birazdan okuyacaklarınız hayatımızdaki en güzel yolculuğun bizim için en özel 400 km’nin hikayesi.

 

Sizleri bundan beş yıl önceye, Almanya’ya götürmek istiyoruz.

Yıl 2012, henüz Instagram yeni kurulmuş 😊 Biz de Erasmus sebebiyle Berlin’deyiz ve fırsat bu fırsat gezecek yeni ve enteresan yerler arayışındayız.

İnternette dolaşırken Bavyera’da korunmuş orta çağ köyleri arasında bisiklet sürebileceğimiz 400km’lik bir rota olduğunu gördüm. Aslında bu gezi Salim’e doğum günü hediyesi olacaktı ama Nisan’daki hava koşulları nedeniyle geziyi Mayıs’a ertelemek zorunda kaldık. Daha da iyi oldu çünkü tek başıma planlamam çok zor olurdu 😊

Bu arada bu yıl da yine Mayıs-Haziran aylarında yine Bavyera’da benzer bir rota yapmayı düşünüyoruz. Şu an bilet fiyatları da uygun gözükürken planlamak için tam zamanı, tek ihtiyacınız Münih’e bir uçak bileti ✌

ROTAMIZIN KISA ÖZETİ

Başlangıç : Füssen / Bitiş : Würzburg / Uzunluk : 400 km / Süre : 7 gün (Bir gün dönüş yolu) /  Ulaşım : Bisiklet / Konaklama : Couchsurfing (Ücretsiz konaklama imkanı sağlayan platform)

Romantische Strasse | Yola Başlarken

BAŞLAMADAN KISA İPUÇLARI

1- GPS kullanmak şart, o nedenle internet paketi alın

2- Mümkünse gitmeden internetten bisikletinizi bulun (biz www.kleinanzeigen.ebay.de  kullandık )

3- Kalacak yerleri couchsurfing’den ayarlayın, çünkü biz bu gezide harika insanlarla tanıştık

4- Yanınıza az eşya ve kesinlikle bisiklet çantası alın

5- Eğer Münih havaalanından Füssen’e trenle gidecekseniz ya Bavyera biletinizi paylaşacak birini bulun (www.mitfahrgelegenheit.de den bulabilirsiniz, şimdi adı Bla Bla Car olmuş) ya da peronun önünde bekleyin.

6- Küçük bir ilk yardım ve dikiş çantası yapın

7- Güneş kremi alın, çünkü yanacaksınız, daha kötüsü: tek taraftan!

       1.GÜN (Münih – Füssen – Schwangau)

Sabah erkenden Berlin’den Münih’e uçtuk daha sonra da trenle Münih merkez istasyonu Hauptbahnhof’a geldik Yukarıda önerdiğim gibi ebay’den iki farklı kişiyle konuşup bisikletlerini almak için anlaştık. Biri bizi Füssen’de bekleyecekti diğeriyle ise Münih istasyonunda buluşacaktık. Ama hain adam gelmedi! Yaklaşık iki saat bekledik, bir sonraki trene binmek zorunda kaldık… Bu bizi üzdü mü? Hayır, hala çok heyecanlıydık. İkinci şansızlıksa biletimizi paylaşacak kimseyi bulamamamız oldu.  Almanya’da bölgesel tren biletleri var bu bölge için de Bavyera bileti alabilirsiniz (Bayern Ticket ), 2012’de 5 kişiye kadar kullanabileceğiniz günlük biletin fiyatı 29€’ydu şimdi 49€, farklı bilet seçenekleri de var linkten inceleyebilirsiniz.

Söylediğim gibi bileti almak için acele etmeyin! Çünkü bizle beraber bekleyen ve paylaşacak kişi arayan bir kız vardı ve o bulmayı başardı. Yani beklerseniz biri gelip de size sorabilir.

Münih ile Füssen arası iki saat sürüyor. İki saat sonunda Füssen’deydik ve trenden inince konuştuğumuz kadının bisikletle bizi beklediğini gördük. Çok da özelliği olmayan normal bir bisikletti bu, ama 50€ ya aldığımız bu bisiklet bizi hiç yarı yolda bırakmadı. Ancak diğer adam Münih istasyonuna gelmediği için sadece bir bisikletimiz vardı. Neyse ki tren istasyonunun hemen yanında bir bisikletçi vardı da diğer bisikletimizi de buradan 70€ ya aldık. Kısacası, eğer maceracıysanız ve Füssen’e kadar bisikletsiz gelip oradan almayı umduysanız bu da mümkün; sadece bu dükkandaki bisikletler çok ucuz değil; 70€ bizim şansımız. Bu arada yardımsever personel sayesinde tekerlekleri şişirip birkaç eksiği de düzelttikten sonra artık hazırdık.

Ve sonunda 400km nin 0. km’sinde hazırız! Füssen, Alplerin hemen eteklerinde, bu nedenle inanılmaz manzaralara sahip; belki de yol boyunca gördüklerimizin en iyileri. Fazla vaktimiz olmadığı için akşam yemeği yedikten sonra hemen yola koyulduk. Füssen’in güzel bir merkezi var ama bu civardaki asıl görülmesi gereken yer Schwangau.

Füssen de kalacak bir couchsurfer bulamadığımız için, çok güzel bir kamp alanı olan Camping Brünnen’de kalmaya karar verdik. Ancak, bilmeniz gereken ve ne yazık ki bizim o gün bilmediğimiz bir şey var: Burası maalesef çadır, karavan ya da oda kiralamıyor! Size sadece kalacak yer veriyor ki çadırınızı ya da karavanınızı kurabilesiniz. Kısacası bu plan bizde işe yaramadı. Fırtınanın geldiğini duyuyor, güneşin yavaş yavaş battığını görüyorduk; bu nedenle kalacak bir yer, herhangi bir yer bulmalıydık!

Camping Brunnen

Neyse ki Schwangau’daki Turist Information 5 gibi kapansa da önünde otellerin yerini görebileceğiniz hatta ücretsiz olarak arayabileceğiniz makinalar var. Birkaç tanesini, bize yakın olanları denedik ancak ya çok pahalıydılar ya da kapatıyorlardı (komik ama Schwangau’daki oteller 11 civarı kapanıyor). Neyse sonunda Charlotte Gast Haus’u bulduk (sanırım otelin sahipleri de otelde yaşadığı için o saatte açıktı), iki kişilik oda için 60€ ödedik, zaten yağmur yavaş yavaş hızlanırken başka çaremiz de yoktu. Ama sonunda fırtınada iki müthiş kaleyi de gören bir odamız oldu!

             2.GÜN (Schwangau –  Rottenbuch – Schongau)

Oteldeki şirin kahvaltıdan sonra toparlandık, çantalarımızı alıp bisikletlere atladık. İlk durağımız tekrar Schwangau oldu. Burada mutlaka görülmesi gereken iki kale var: Neuschwanstein ve Hohenschwangau. İkisi de savaştan hoşlanmayan ve barış içinde yaşamayı isteyen Bavyera’nın romantik kralı Ludwig zamanında yapılmış. Kral Ludwig hakkında çok fazla bilgi yok çünkü ne yazık ki II. Dünya Savaşı sırasında tüm günlükleri, şiirleri yakılmış. Hatta ölümünün de cinayet mi yoksa intihar mı olduğu bilinmiyormuş.

İki kale için de her saat başı rehber eşliğinde turlar düzenleniyor. Bu turlara katılmadan içeri giremiyorsunuz ancak istediğiniz zaman kalelerin yanına çıkabilirsiniz. Hohenschwangau biraz daha yakın, ancak Neuschwanstein yaklaşık 40dk yürüyüş mesafesinde; ancak 15 dakikada bir otobüsle veya at arabasıyla çıkabilirsiniz.

Biz Neuschwanstein kalesine otobüsle çıkmayı tercih ettik. Burada otobüs sizi kalenin müthiş manzarasına sahip Marien Brücke’de bırakıyor. İşte resmi ve beş yıl önce biz 😊

Neuschwanstein Kalesi

Marienbrücke ‘den sonra kaleye doğru yaklaşık 15dk yürüdük. Bu kale Disney filmlerinde gördüklerinizin aynısı, aslında bu filmler Neuschwanstein’dan esinlenmiş. Oraya varınca kendinizi prensin gelmesini bekleyen Rapunzel, Uyuyan Güzel, ya da bir başka prenses gibi hissediyorsunuz. Vaktimiz olmadığı için tura katılamadık ama güzel olduğuna eminim. Kaleleri gezerken biraz zaman harcadığımızdan direkt ilk durağımız olan Schongau’ya gitmeye karar verdik, önümüzde 40km’lik bir yol vardı. Bu arada Füssen inanılmaz manzaralara sahip bu nedenle turumuzun ilk gerçek kısmı muhteşem manzaralar arasında geçti. Ayrıca Füssen yolun en yüksek kısmı olduğu için yol çoğunlukla ya düz ya da yokuş aşağıydı, çok yorulmadık.

Schongau’dan önce Rottenbuch adında küçük bir kasabada durduk. Yol boyunca göreceklerinize benzer şirin bir yer burası. Ayrıca çok tatlı bir düğün vardı o gün, gelin ve damada herkes çiçekler veriyordu, takı yerine herhalde.

Burada kısa bir moladan sonra devam edip saat 6 gibi Schongau’ya vardık ve hemen Martin’in (couchsurfer) evine gittik. Dikkatimizi çeken ilk şeyler ise iplerdi! Evet ipler, bir sürü çeşit çeşit… Martin bir öğretmen ama bundan öte kendisi bir yoyocu; bu nedenle evinde her türden ip ve yoyo topluyor, “yoyo meeting”lere katılıyor.

Schongau küçük bir kasaba ama şanslıyız ki o akşam küçük bir festival vardı. Bavyera’da açık hava festivalleri oldukça yaygın, özellikle bahardan sonra sık sık düzenleniyormuş. Schongau’daki gecemizde ise farklı milletlerden insanların bir arada kardeşçe yaşaması kutlanıyordu. Eğer siz de Schongau’ya uğrarsanız ve bir festivalle karşılaşırsanız ne yiyeceğim diye düşünmeyin, işte menünüz: Steakalfish (çubuğa geçirilip odun ateşinde pişirilen balık) ve Bavyera birası (şişesi hala evimizde) Hayatımızda yediğimiz en güzel balıktı sanırım. Bu küçücük kasabadaki festivalde Türkçe şarkı duymamız da minik ve tatlı bir tesadüf oldu.

            3.GÜN (Schongau – Landsberg am Lech)

Üçüncü gün Martin’in evinde güzel bir sohbet, yoyo denemeleri ve birer bardak kahveyle başladı. Ancak çok uzun kalamadık, çünkü önümüzde o gün 80km vardı! Bir sonraki durağımız olan Augsburg’a doğru yola çıktık.

Muhteşem manzaralar arasında bisiklet keyfi tekrar başladı. Bir köprünün üzerinde kahvaltı ettik. Bu arada aklınızda olsun bu bölümde her yer düz değil! Biz de (tamam itiraf ediyorum ben) iyi bisikletçiler olmadığımız için bazı yerlerde yürümek hatta yol kenarında oturmak zorunda kaldık 😊

Romantische Strasse boyunca yeşil bisiklet işaretini takip etmelisiniz. Ancak Almanya’da birden fazla bisiklet rotası olduğu için her zaman sizin istediğiniz yolu göstermiyor. Kısacası yeşil bisiklet sizi zaman zaman yanıltabilir, mümkünse GPS’le kontrol edin. Bu arada bisiklet yolu bazen araba yoluyla kesişiyor, böyle zamanlarda eğer otoyolda değilseniz tehlikede değilsiniz, devam edin.

Tüm yol doğal güzelliklerle doluydu… İnekler, lamalar, çiçekler, dağlar, tarlalar, çiftçiler…

İsteyip de bulamadığımız tek şey meyve ağaçlarıydı. Şöyle bir de dalından meyve koparıp yiyebilseydik çok güzel olacaktı! Neyse o da başka gezilerde. Biz bu yolda sazlıklara girdik, çiçekten taçlar yaptık, yolda dans ettik, ilk kez birbirimize gerçek anlamda “Yol arkadaşı” olduk diyebilirim.

Landsberg am Lech

Augsburg’a varmadan ilk mola yerimiz olan Landsberg am Lech’e vardığımızda hayli yorgunduk ve dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Şanslıyız ki burası dinlenmek için çok güzel bir yer! Şehrin ortasından geçen Lech nehrine şelale görünümü vermişler, su sesleri eşliğinde bütün yorgunluğumuz gitti. Bu arada eğer burada durursanız fotoğraf çektiğimiz yerin tam karısında bir dondurmacı var; işte oradan Grünnenapfel Eis (yeşil elmalı dondurma) alın, inanılmaz lezzetli!

Ve bu kısa moladan sonra yine yola koyulduk…En sonunda Augsburg’daydık!Bu bisikletlerimizde yaptığımız ilk uzun yoldu ve anladık ki biz bunu başarabiliyoruz! Augsburg’a geldiğimizde hemen Felix’in evine gittik ve şehir gezisini bir sonraki güne erteledik. Felix, o döenm öğrenciydi ve arkadaşlarıyla yaşıyordu. O gece teraslarında hep beraber barbekü yaptık. Çok güzel bir geceydi, farklı ülkelerden, farklı dilleri ama aslında aynı şeyi konuşan insanlar…Bu arada biz Almanca’da Felix’te Türkçe’de henüz yeni olduğu için diller üzerine eğlenceli sohbetler ettik. Salim tabi ki barbekünün başına geçti. Ayrıca Felix’ten öğrendiğimiz tarif (aliminyum folyoya sarılıp mangala atılan mantar, biber, roka ve beyaz peynir) de artık bizim de vazgeçilmezimiz.

Bu geziden tam 4 yıl sonra Felix’i İstinye’de evimizde ağırladık, yemeklerse ondandı…

     4.GÜN (Augsburg – Nördlingen)

Bu güzel gecenin sabahında evden ufak bir şehir turu yapmak üzere Felix’le beraber ayrıldık. Augsburg, Bavyera’daki en büyük şehirlerden ve Almanya’nın en eski ikinci şehri. Ayrıca şehirde bulunan üniversite nedeniyle yüksek bir öğrenci nüfusa da sahip.

Augsburg

Eğer yolunuz Augsburg’a düşerse, meydanın sonunda solda bulunan küçük bir Afrika büfesinden krep yemelisiniz (kafeleri sağınıza alıp düz gidin sola dönün, umarım hala ordadır). Gittiğimiz saatte henüz açılmadığı için biz tadamadık, ama Felix şiddetle tavsiye etti; yani alırsanız bir tane de bizim için alın, fotoğraflarınızı bekleriz 😊

Bir türlü bitirmek istemediğimiz uzun sohbetimizden dolayı biraz geciktik ama buna değdi. Gerçi o gün biraz şansızlıklarla başlamıştı…Bisiklet çantalarımızdan birinin fermuarı bozuldu. Neyse ki bir iplik ve iğne bulup düzelttik. Bu arada Almanya’da ihtiyacınız olan her şeyi Karlstadt’ta bulabilirsiniz; yola çıkmadan gidip iğne iplik bir de ilk yardım malzemesi mutlaka alın.

Sonunda Nördlingen’e doğru yola çıkmaya hazırdık! 4.güne gelince artık yorulmaya başlıyorsunuz ve yollar en azından düz olsun diye dua ediyorsunuz; bir de eğer bizim gibi geç kaldıysanız kalacağınız yere güneş batmadan varmayı umuyorsunuz 😊

Sürekli tarlaların, ağaçların arasından ya da araba yolundan gittiğimiz için hiç ışık yok ama böcekler sinekler boldu. İşte Nördlingen yolumuz bu duygularla sürdü. Ancak, güneş yavaş yavaş batarken ona doğru sürmek yaşadığımız en güzel deneyimlerden biriydi!

Bitiş çizgisini bir öpücükle kutladık ve deri bir nefes alıp yeni couchsurferımız Nadine’i aradık.

Onla ilk konuştuğumuzda Nördlingen’de kalmayacağımızı söylemiştik ama o saatten sonra başka şansımız yoktu. Mesaj attık, ama cevap alamadık; evine gittik, bulamadık, önünde bekledik gelen giden olmadı… Sonra öğrendik ki, tesadüf işte, Nadine’de salsa kursuna gidiyormuş; kurs şehrin biraz dışında olduğu için gecikmiş. Ulaşamasaydık, dönercilere kalacak yer sormayı düşünmüştük 😊

Bu aksiliklere ve plan değişikliklerine rağmen bizi çok güzel ağırladı ve onunla tanıştığımız için çok mutluyuz! Beklerken de kilisenin hemen yanındaki restoranda güzel bir pizza yedik. Böyle maceralı bir günden sonra çok güzel bir seçenekti! Neyse, günün sonunda yeni bir arkadaşımız ve rahat bir yatağımız vardı.

     5.GÜN (Nördlingen – Diebach)

Beraber güzel bir uykudan sonra gün güzel bir kahvaltıyla devam etti. Bu arada en güzel Bratzel’leri Bavyera’da yedik, Berlin’dekiler kesinlikle yanlarına yaklaşamaz. Kahvaltıdan sonra harika rehberimiz ve biz şehri keşfe hazırdık.

Nördlingen eski bir şehir bu nedenle her yerde eski Bavyera evlerini görüyorsunuz. Ayrıca şehri çevreleyen duvarlar da hala ayakta! Nördlingen hakkında ilginç hikayeler de öğrendik. Mesela orta çağdaki cadı avlarına ilk direnen kadın buralıymış.

Bu arada her yerde domuz heykelcikleri göreceksiniz. Bunların sadece dekorasyon olduğunu düşünmeyin Bu domuz şehri kurtarmış. Evet doğru, şehri kurtarmış 😊 Efsane mi gerçek mi bilmem ama biz hikayeyi sevdik : Bir zamanlar, şehrin girişleri gardiyanlar tarafından korunurken; bir gece bir hain kapıyı açık bırakmış ki düşmanlar girebilsin. Aynı gece köylü bir kadının kapıyı açan domuzu görmesiyle durum fark edilmiş ve felaket önlenmiş. İşte o domuz Nördlingen’i böyle kurtarmış.

Nördlingen hikayeleri bunlarla bitmiyor. Eskiden biri suç işlediğinde, ona komik kıyafetler giydirilir, şehir meydanında insanlar dalga geçsin diye sergilenirmiş!

Bu güzel turdan sonra Nördlingen’e güle güle deyip, tekrar bisikletlere atladık.

Bir sonraki durağımız Dinkelsbühl’dü ve orda ilk kez gerçek bir Bavyera festivali (Heimat’s Tag – Hometown Day) gördük. İnsanlar eski yöresel kıyafetlerini giymişlerdi. Şarkılar ,danslar, her yerde yiyecek içecek standları… Zorlukla da olsa oturacak bir yer bulup biraz dinlenirken etraftaki insanları izledik. Bu arada bu Bavyera kıyafetlerine bayılıyorum! En kısa zamanda bir tane alırım belki 🤗

Hala gidecek oldukça yolumuz olduğundan ve karanlıkta sürmek istemediğimizden (ki sürdük😊) Dinkelsbühl’de çok fazla zaman geçiremedik. Ama eğer Romantische Strasse’ye yolunuz düşerse, bu güzel şehirde az da olsa zaman geçirmenizi öneririm.

Beşinci gündeki kalacağımız yere ulaşma yolculuğu güzel başladı ama sonra korkuyla devam etti, hem de bir önceki günden daha fazla. Kalacağımız köydeki couchsurferlara bir türlü ulaşamadık, güneş batmaya başlıyordu ve bulunduğumuz yer tam anlamıyla bir köy olduğu için etrafta kalacak otel falan da yoktu. O geceki planlardan biri en kötü rastgele bir evin kapısını çalmaktı, ya da birinin ahırında falan uyumak 😊

Neyse, yine şanslıydık. Sonunda Markus ve Nadine’e ulaşmayı başardık; ama öğrendik ki Rothenburg’da bir kutlamadalarmış ve bizi yarın bekliyorlarmış. Yine de eğlencelerini yarıda bırakıp bize kapıyı açtılar. Katılmak güzel olabilirdi ama çok yorgunduk ve artık kalacak bir yerimiz vardı! Fakat eve girer girmez çok şaşırdık! Çok çok lükstü, her şey çok fazlaydı: içecekler, bin bir çeşit çaylar, pizzalar, jakuzi, kitaplar, cdler, oyunlar, aklınıza gelebilecek her şey… Tam nereden geliyor bu paranın suyu diye düşünürken öğrendik ki Markus üniversitede öğretim görevlisiymiş ve bu Almanya’da hayli iyi maaş demekmiş. Bu arada teşekkürler Markus ve Nadine bize güvenip evinizde tek başımıza bıraktınız.

  6.GÜN (Diebach – Rottenburg ob der Tauber – Würzburg)

İşte bisiklet maceramızın son kısmı! Zaman zaman yorulduk, bırakıp otobüsle mi gitsek diye düşündük, ama pes etmedik, çünkü sonunda biz 400 km geldik diyebilmek vardı! İşte bu motivasyon son gün de bizi ayakta tuttu var gücümüzle çevirdik pedalları.

İlk durağımız yoldaki en güzel ve en turistik şehirlerden biri olan  Rothenburg ob der Tauber’di. Tıpkı diğer şehirler gibi burada da büyük kiliseli bir meydan ve eski Bavyera evleri vardı. Tarihler konusunda gerçekten çok şanslıydık, durduğumuz hemen her yerde bir etkinlikle karşılaştık. Rothenburg’da da tıpkı Dinkelsbühl’deki gibi bir festival vardı. Buradaki kıyafetleri daha çok beğendim, evet kesin alacağım 😊 İşte resimler:

 

Biz yeni şeyler tatmayı seviyoruz, özellikle gittiğimiz yerlerin tipik yiyeceklerini; işte burada da Rothenburg’a özel Schneeball’u denedik. Evet görüyorsunuz ki, sağ alttaki resim, çok şekerler ama maalesef hiçbir tatları yok bu şeker ya da çikolatayla tatlandırılmaya çalışılmış hamur parçalarının. Ama tabi ki oraya kadar gidip de yememek olmaz 😊

Bu hayal kırıklığından sonra hayatımızdaki en güzel Apfelstrudel’i (bir çeşit elmalı turta) burada yedik! Harikaydı!

Dükkanın adını hatırlamıyorum ama sanırım önünde resmim olan şehrin girişinden girdikten sonra soldaki birinci ya da ikinci pastaneydi.

Tatlımızı yiyip kutlamaları izledikten sonra son km’lerimizi aşmak için yola koyulmaya hazırdık. Güle güle Rothenburg…

Evet son km’ler bizi bekliyor, Würzburg’daki bitiş çizgisine az kaldı! Ne kadar yorgun olsak da son gücümüzle devam ettik. Bu arada 5 günlük bisiklet yolculuğundan sonra oturmak artık eskisi gibi kolay olmuyor 😊

Her zamanki gibi yol kenarında bulduğumuz güzel bir yerde bir şeyler atıştırdık, rüzgar gülleriyle fotoğraflar çektik, Romantische Strasse’deki son saatlerimizin keyfini çıkardık ve sonunda Würzburg’daydık! En kısa yoldan gitmeye çalıştığımız için Rothenburg’u Würzburg’a bağlayan ana yolu tercih ettik ve aradaki kasabaları atladık (O nedenle 400 km ‘den biraz daha az gitmiş olabiliriz). Würzburg sınırından girince sol tarafta insanların Main nehri kenarında bisiklet sürdüğünü gördük. Önce tereddüt ettik, yol acaba merkeze kadar gidiyor mu diye, ama sonra denedik ve bu sayede son kilometrelerimizi nehrin kenarında, ağaçların altında geçirdik…  Nehir kenarında dinlendik, fotoğraf makinemizi kurup kendi resmimizi yine kendimiz çektik…

İnsan sona yaklaşınca o az zaman geçmek bilmezmiş ya işte bu yol da aynen öyle oldu, 15 km 10 km derken bir türlü bitmedi. Biz tükendik, kmler tükenmedi 😊

400 km gelmiş bacaklarımız artık acırken, bu duygunun verdiği mutlulukla çevirdik çevirdik… O tabelayı gördüğümüzdeki mutluluk ise anlatılmaz yaşanır 😊

Würzburg’a varınca buradaki couchsurferlar Veronika ve Sueyl’in evine gittik, artık bisikletlerden ve çantalardan kurtulup, bir duş alıp üzerimizi değiştirmek istiyorduk. Biz duş alıp kendimize geldikten sonra daha önce aşçılık yapmış olan Sueyl’in elinden çok leziz bir makarna yiyip güzel bir şarap içtik. Daha sonra hem biraz şehri gezmek hem de bir yerlerde oturup sohbet etmek için evden ayrıldık. İlk durağımız şehirdeki, müthiş manzaralı eski saraydı:

Würzburg Kalesi

Würzburg’da yine eski bir şehir, Pragdaki Charles Bridge’e benzeyen de bir köprüsü var. Şehri turlarken başlayan sohbetimize, şehirdeki şarap festivalinde bir şeyler içerken devam ettik.

Yine klasik Bavyera kostümlü garsonlar içeceklerimizi getirdi ve benim içtiğim, adını şimdi unuttum, rose şarap, şampanya ve çilekli içecek daha sonar tekrar denenmek üzere hafızamıza kazındı.

       7.GÜN (Dönüş)

Sabaha o gün bisiklet sürmeyecek olmanın da mutluluğuyla, hep beraber güzel bir kahvaltı yaparak başladık. Yine gittiğimiz yerde yemek pişirme klasiğini bozmayarak, kahvaltının menemenini biz hazırladık. Yalnız son gün çözmemiz gereken ufak bir sorunumuz vardı : 5’ten önce bisikletlerimizi satmak!

Yol heyecanıyla internete ilk gün ilan vermeyi unutunca, ebay’den maalesef bir şey çıkmadı. Eğer siz de bizim gibi bisikletleri son gün satmayı düşünüyorsanız, bisikletleri alır almaz ilan verin ki satın alacak birini anca buluyorsunuz. Neyse, internetten bir şey çıkmayınca etraftaki bisikletçileri denedik, ama pek istediğimiz fiyatları duyamadık onlardan. Neyse ki Veronika bisikletleri onlara bırakabileceğimizi ve satılınca parayı bize gönderebileceklerini söyledi. Bu arada yaklaşık bir hafta içinde iki bisikleti de toplam 100€ (70+30) ‘ya sattık.

Bisiklet işini çözdüğümüze göre Würzburg’daki son saatlerimizi kale manzarasında dondurmalarımızı yiyip sohbet ederek geçirdik.

Saat 5’te mitfahrgelegenheit sitesinden bulup konuştuğumuz kadınla istasyonda buluşup Berlin’e doğru yola çıktık ve resmen uçarak gittik. Yaklaşık 5 saatlik yarı etrafı izleyerek, yarı birbirimizin omzunda uyuyarak geçen yolculuğumuz Berlin’de sona erdi ve bu güzel maceranın sonunda, artık evdeydik!

İşte bu bizim 400km’mizin hikayesi ❤

Kale manzaralarında uyuduğumuz, tarlaların içinde fotoğraflar çektiğimiz, güneş batarken güneşe doğru pedal çevirdiğimiz, yollarda dans ettiğimiz, düştüğümüz, güldüğümüz, korktuğumuz, ama gün sonunda yüzümüzde bir gülümsemeyle bitirdiğimiz tam 400km!

Bir çılgınlık yapmak isterseniz size rehber olması dileğiyle!

Fotoğraflarınızı @yoldakidansci ile paylaşmayı unutmayın!

Benzer Hikayeler

3 yorum

Bir dost 4 Aralık 2017 - 13:02

Cok guzel olmus ayaginiza saglik

Yanıtla
Yoldaki Dansçı 5 Aralık 2017 - 10:38

Teşekkürler bir dost 🙂

Yanıtla
Münih'in Diğer Yüzü | Bavyera Alpleri'ni Bizimle Keşfedin! | Yoldaki Dansçı 20 Haziran 2018 - 16:40

[…] açılışını 2012 yılında yaptığımız Romantik Yol yazımızla yapmıştık. Orda da bahsettiğimiz gibi bu yıl çok fazla plan yapmadan bir […]

Yanıtla

Bir Yanıt Bırak